water pill for edema lasix cialis daily 5 mg canadian cialis online chemicals in cialis professional priligy w czechach

Çocukluğun Sonu: Ütopya Nerede Biter, Distopya Nerede Başlar?

follow link go to site kamagra prescription priligy opinioni 2017 viagra immagini levitra 20mg price cialis vs viagra vs levitra http://bedlinen123.com/2014/10/29/better-sleep-is-just-a-sheet-set-away/amp/ http://invizaudio.com/?=levitra-and-viagra-together kamagra prescription priligy 60 mg satın al how to take levitra cvs cialis viagra cyalis levitra compared http://guidarini-salvadeo.it/?id=25 Çocukluğun Sonu; edebiyatın üç büyük üstadından biri sayılan Arthur C. Clarke’ın ilk başarılı romanı sayılmakta.

Aslında Clarke, bu kitaptaki fikri 1946’da yazdığı Koruyucu Melek adlı kısa hikâyede ilk olarak işlemiş. Daha sonra 1952’de bu fikrini genişletir ve Dünya ve Hükümdarları adıyla kitabın ilk bölümünü oluşturur. 1953 yılına gelindiğinde ise kitap tamamlanır ve Çocukluğun Sonu adıyla yayımlanır. Tarihler önemli çünkü birazdan Arthur C. Clarke’nin gelecek tasvirini ele aldığımda romanın kaleme alındığı yılların Clarke üstündeki etkisine de değineceğim.



Roman, “Hükümdarlar” denilen dünya dışı zeki bir türün devasa uzay gemileriyle dünyaya gelerek insanlığı himayeleri altına almalarını anlatıyor. Himayesi altına almak dedim çünkü Hükümdarlar dünyamızı işgale falan gelmiş değiller. Tam tersine insanoğlunu koruyup kollamaya, hatta gelişimimize olumlu yönde müdahale etmeye gelmişler. “Çocukluğun Sonu” isimlendirmesi de buradan geliyor zaten. İnsanoğlunun 19. yüzyıldaki gelişmişliğinin bile bir insanın ömründeki ilk çocukluk yılları kadar ilkel olduğunu görüyoruz. Hükümdarlar, artık başımızdaki bilinçli ebeveynler olarak bizi hızlı bir değişim sürecine sokuyorlar.

Fakat Hükümdarların insanlığa müdahalesi doğrudan değil. Örneğin kullandıkları yüksek teknolojiyi bizimle paylaşmıyor, insanlara eğitim vermiyorlar. Bunun yerine ülke yönetimi, sosyal yapı gibi konularda küçük yönlendirmelerde bulunuyorlar. Dünya vatandaşlığı, küresel devlet, silahsızlanma, savaşsızlık, hayvan hakları ve daha birçok konuda insanlara yaptırımlarda bulunuyorlar. Eğer bir devlet bu yaptırımlara karşı çıkacak olursa sadece devasa uzay gemilerini o ülkenin başkentinin üstüne sürüp orada biraz gövde gösterisi yapıyorlar. Zaten o devlet de hemen yola geliyor. Bunun dışında Hükümdarların fiziksel bir müdahalesi yok.

Dünyadaki birçok inanç şekli de ortadan kendiliğinden kalkıyor. Tanrıların yerini artık Hükümdarlar almıştır. Eskiden sürekli Tanrı tarafından izlendiği için günah işlemekten çekinen birey artık Hükümdarlar tarafından sürekli izlendiklerini bildiklerinden suç işlemekten çekinir oluyor.  Hükümdarlar suç işleyen bireye ceza vermiyor sadece suçu ifşa ediyor. Haliyle suç oranları hızla düşüyor.

Dünya barışı sağlanıyor, refah seviyesi yükseliyor, açlığın sözü bile edilmiyor. İnanoğlu bir ütopyaya doğru hızlı adımlarla ilerliyor. Tabii bu değişim bir çırpıda olmuyor. Olaylar yaklaşık bir yüzyıla yayılmakta. Roman üç kısımdan oluşuyor. Birinci Kısım: Dünya ve Hükümdarlar, İkinci Kısım: Altın Çağ, Üçüncü Kısım: Son Nesil. Her kısım insanlığın gelişiminin bir dönemini anlatıyor.

İnsanoğlu ütopyasını yaşarken kitabın bir noktasında şu soru akıllara geliyor: Ütopya nerede biter, distopya nerede başlar? Hükümdarlar neden bize yardım etmektedirler? Görünürde hiçbir çıkarları yoktur. Her şeyin açıklaması evrensel bir görev duygusu olabilir mi?

Kitap hakkında daha fazla spoiler vermeden biraz da kitaba dışarıdan bakalım. Romanın yayımlandığı yıl (1953) göz önüne alındığında oldukça ileri görüşlü bir roman çünkü 50’li yıllarda insanoğlu ya kendini evrenin merkezinde görüyor ya da dünya dışı bir varlığın sadece düşmanca amaçlarla dünyaya gelebileceğini düşünüyordu. Böyle bir zamanda Clarke’ın romanı sarsıcı bir etki yaratmış olmalı.

Yine de fütürizm akımının o yıllardaki kapitalist yorumunu kitapta hissetmemek mümkün değil. Clarke, eleştirdiği medeniyet algısından bir raddeye kadar kopabilmiştir. Clarke’in gelecek tasvirinde de birçok çelişki görülebilmektedir. Örneğin kadının toplumdaki rolü 1950’li yıllardakinden çok da ileri gidememiştir (kadınlar evde oturup çocuk bakıyor, hatta kocalarına kazak örüyorlar). 1950’li yıllardaki her bireye bir araba anlayışı yerini her bireye bir uçak anlayışına bırakmıştır. Hükümdarların israfa son verdiği vurgulansa da altın çağındaki insanlar hâlâ israfkâr bir hayat sürmektedir.

Son derece gelişmiş bir üst bilinç olarak tasvir edilen Hükümdarların eylemlerinde de bazı çelişkiler bulunmaktadır. Hükümdarların yaşadığı gezegen anlatıldığında karşımıza devasa binalarıyla, büyük araçlarıyla, müzeleriyle hırslarından kurtulamamış bir medeniyet çıkmaktadır. Oysa başka bir medeniyetin gelişimini bu kadar dert edinmiş Hükümdarların çok daha farklı bir gelişim yolu çizmesini beklerdim.

Tabii Arthur C. Clarke bu kitabı yazdığında 30’lu yaşlarının başındaydı. Bu kitapla ustalığa henüz yeni yeni adım atmaya başladığı düşünüldüğünde bu tarz tutarsızlıkların olması gayet normal. Üstelik yazarın 80’li ve 90’lı yıllarda yazdığı başka birçok romanda başarılı ve tutarlı gelecek tasvirleri yaptığını da unutmamak gerekir. Hem zaten yazar ömrünün sonuna kadar kapitalist fütürizmi kitaplarında inceden inceye hissettirmiştir. Yani eleştirdiğim bu yön aslında yazarın kendine has çizgisini de oluşturmaktadır.

Genel olarak bakıldığında ise bu roman bilimkurgunun gelişiminde önemli bir basamak olarak karşımıza çıkmaktadır. Robert Silverberg tarafından 1970 yılında kaleme alınan The Tower Glass (Cam Kule) da benzer bir konuyu işlemektedir. Kim bilir belki de Clarke, Silverberg’e ilham olmuştur. Stanley Kubrick, Çocukluğun Sonu’nu okuduktan sonra bunu perdeye aktarmak istemiş ama daha sonra proje 1968’de 2001: Bir Uzay Destanı olarak karşımıza çıkmıştır.  İthaki Yayınlarının bu kitabı Bilimkurgu Klasikleri dizisine alması son derece yerinde bir karardır.


Paylaş
  • 3
    Shares

Çağrı Aktaş

Hayatı Nasrettin Hoca'nın şu fıkrası gibi yaşamak:  “Davalıya sen haklısın, davacıya sen de haklısın, ikisinin birden haklı olamayacağını savunan dava katibine, vallahi sen de haklısın!”

avatar
  Subscribe  
Bildir