Neden İşi Gücü Bırakıp Bir An Önce 1984’ü Okumalıyız?

Distopik kitaplar doğaları gereği çarpıcıdır. İnsana modern hayatın iyi bir yere değil de tam tersi bir kâbusa sürüklenebileceğini gösterir ya da belki çoktan kâbusa dönmüş bir zamanın içinde olduğumuzu fark ettirir. 1984, her ikisini de yaptığından olacak (yayınlanmasının üstünden 70 yılı aşkın bir zaman geçtiği hâlde) giderek büyüyen edebi bir yapıt oldu. Hatta öyle ki son yıllarda popüler kültürün bile bir parçası haline geldi.

George Orwell, 1984’ü 1940’ların başında yazmaya başladı. Geçirdiği tüberküloz nedeniyle kitabın yayınlanması 1948 yılına sarktı ama bu durum kitabın adının belirlenmesinde de etkili oldu. Kitap için düşünülen ilk isim Avrupa’daki Son Adam’dı ancak kitabın yayıncısı adını değiştirmekte ısrarcı davrandı. Yıl 1948’di. Orwell 48’i 84 yaparak kitabın akıllara kazınacak adını bulmuş oldu. Bu arada kitabın film uyarlaması 1984 yılında gösterime girmiş, ayrıca Türkçede ilk basımı da 1984 yılında gerçekleşmiştir.

Peki, neden işi gücü bırakıp bir an önce 1984’ü okumalıyız? Çünkü kendimize doğru soruları sormamızı sağlar. Gelin birlikte bu sorulara bakalım.


Gerçeklik Bir Yanılsama mı?

Medyayı kontrol edenlerin zihinleri de kontrol edebildiğini gösterir bize. İngsos’un (kitaptaki İngiliz Sosyalizmi’nin kısaltması) bir sloganı şu şekildedir. “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.”

Eğer tüm dünya aynı yalana inanıyorsa ve yalanın yalan olduğunu kanıtlayacak tek bir belge bile yoksa ortada yalan falan da kalmamıştır. Romanın başkarakteri Smith kitabın bir yerinde “İnsan, kendi belleği dışında hiçbir kayıt olmayınca en belirgin gerçeği bile nasıl kanıtlayabilirdi ki?” diye sorar.


Nefretimi Yönlendiriyorlar mı?

“Nefret etiğim şeyden gerçekten ben istediğim için mi nefret ediyorum?” sorusunu bize düşündürür. Bence son zamanlarda tersi de geçerli. “Sevdiğim şeyi gerçekten istediğim için mi seviyorum?” sorusunu da sormak gerek. Tercihlerimiz birileri tarafından yönlendiriyor mu?


Büyük Birader Beni de İzliyor mu?

Her yerde gözler olduğunu ve bu gözlerin sürekli seni izliyor olabileceğinin ayırdına varırız. (Gerçi artık sosyal medya aracılığıyla kendimizi yedi yirmi dört gönüllü olarak -hatta şevkle- sergiliyoruz.)


Totaliter Misinizdir?

Yönetici vasfı taşıyan her bireyin, her kurumun içinden totaliter bir canavar çıkabileceğini öğretir bize. Belki kendi içimizde bile totaliter bir canavar olabileceğini düşündürür.


Çift mi Düşündürülüyorum?

Sistemin bize hem bilmeyi hem de bildiğimiz şeyi bilmiyormuş gibi yapmayı öğrettiğinin farkına varırız. Hatta bir süre sonra bilmiyormuş gibi yaptığımızı bile unutmayı ama otorite istediğinde de bu gerçeği hatırlamayı öğreniriz. Yani bizim de şimdiden kitaptaki “Çiftdüşün”ün bir parçası olduğumuzun farkına varırız.


Dilin Ayarlarıyla Oynanabilir mi?

Bir ülkenin söz dağarcığıyla oynayarak o ülkedeki insanların zihniyle de oynanabileceğini anlatır bize. “Benim dilimle şimdiye kadar ne kadar oynandı?” diye düşünürsün. Kitaptaki “Yenisöylem” kavramının hayatımıza kısmen de olsa girdiğini görürsün.


Sistem Nedir?

İster sosyalizm olsun ister kapitalizm, her sistemin aynı şeyi yani gücü istediğini öğretir, 1984. Çünkü güç totalitarizmi gerektirir. Totalitarizmde bireysel özgürlüklere izin verilmez ve bireyin yaşamının tüm alanları devlet kontrolüne bırakılır.


Barış Gerçekten Barış mıdır?

Bize barışın aslında bir savaş, özgürlüğün aslında bir kölelik, cahilliğin aslında bir tür güç olabileceğini söyler. Sana ödül olarak verilen şey belki de senin boynuna takılmış bir tasmadır.


2 + 2 = 5 mi eder?

2 + 2 = 4 diyebilmenin bile önemli bir özgürlük olduğunu bize gösterir.


Sonuç Olarak

Belki 1984 yılında Orwell’ın çizdiği kadar karamsar bir dünya oluşmamıştı ama roman her iktidarın içinde bir “Büyük Birader” potansiyeli olduğunu bize göstermiştir. Hem Kuzey Kore gibi bazı ülkelerde kısmi bir 1984 yaşanmadığını kim iddia edebilir. Hatta kendi içimizde gizliden gizliye bir 1984 yılı inşa edilmediğinden nasıl emin olabiliriz?

Bu kitap ilginizi çektiyse bu içeriği de okumalısınız: Okumadım Deme! En İyi 27 Distopik Roman

Paylaş
  • 3
    Shares

Çağrı Aktaş

Hayatı Nasrettin Hoca'nın şu fıkrası gibi yaşamak:  “Davalıya sen haklısın, davacıya sen de haklısın, ikisinin birden haklı olamayacağını savunan dava katibine, vallahi sen de haklısın!”

avatar
1 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Ali ihsanGame Over Recent comment authors
  Subscribe  
Bildir
Ali ihsan
Ziyaretçi
Ali ihsan

Paronayak olmazmıyız?